Bir tohumu toprakla buluşturmak; tohumun şeklini bozar, kimyasını bozar. Toprağa düşen tohum, o sizin bir avucunuzda tuttuğunuz tohum değildir artık. Toprağın altında bir sancı başlar, bir parçalanma… Toprak, su ve tohumun yolculuğu başlamıştır artık; birini diğerinden ayırmak imkansız olur.
Tohumun yok oluş hikayesi gibi görünse de bu hikaye, aslında yeniden doğuşun en büyük habercisidir. Aradan geçen zamanda toprağı çatlatan iki yeşil yaprak ile tohumun bütün hafızası, kendisini yeniden var etme çabasına en büyük örneği sergiler.
Hayatımız da öyle değil midir? Çoğu zaman emek verir, çalışır, çabalarız. Bazen umudumuzu yitirdiğimiz yerde yeniye başlarız. “Her son bir başlangıçtır” sözü buradan gelir.
Öğrencinin düşük not alması, yetişkin bir bireyin hak ettiği kariyer basamaklarına tırmanamaması, mutlu azınlık içerisinde kendisine bir rol bulamamış olması; belki de onun kendi kabuğunu kırmasına bir fırsattır. Toplumu var eden her bir bireyin ayrı bir cevher olduğu, kişinin kendi içerisinde barındırmış olduğu potansiyeli ortaya çıkarması ile mümkün.
Başarı hikayelerini dinlediğimiz birçok insanın anılarında başarısızlık dönemlerinin olması bir tesadüf değil aslında. Yeni bir başlangıcın, tohumu çatlatmanın, kişinin içerisindeki yaratıcı potansiyelin dışa vurum vaktinin geldiğine işarettir aslında.
En çok tükendiğimizi hissettiğimiz yerde yeniden başlayabilmenin sırrı, cesarette saklı.
