Belçika Büyükelçisi Hendrik Van de Velde, Ankara’da kendisini evinde hissettiğini belirterek, “Hollanda ve Lüksemburg büyükelçileri ile Ankaragücü maçına gitmek istiyorum” dedi. Velde, spora olan ilgisini Sporanki yazarı Burç Tuna’ya anlattı.
Ankara’da herhangi bir spor müsabakasına gittiniz mi? Yerel atmosferi deneyimlediniz mi?
Ankara takımlarını özellikle Ankaragücü’nü takip ediyorum. Hiç maça gitmedim ama Hollanda Büyükelçisi Joep Wijnands ve Lüksemburg Büyükelçisi Daniel Da Cruz yakın arkadaşlarım. Birlikte bir Ankaragücü maçına gitmek isterim. Tribünde küçük bir Benelüks taraftar grubu oluşabilir. Sporun güzel tarafı şu: Stadyumda unvanlar dışarıda kalır, sadece taraftar olursunuz.
Ankara’daki ilk aylarımda düzenlenen diplomatik bir tenis turnuvasına katıldım. Bunun dışında spor sahnesine henüz tam anlamıyla dahil olamadım; ancak bu yakında değişecek.
2026 yılında Ankara Yarı Maratonu’na (Ankarun) katılmayı planlıyorum. Bu yıl elçilik olarak Ankara’nın kurtuluş tarihine denk gelen organizasyonda yer alacağız. Öncesinde Eymir’de antrenman yapacağız. 10 kilometre benim için yeterli olur; hırslıyım ama sınırlarımı da biliyorum.
Yerel taraftar kültürüne gelince; henüz her hafta tribünde değilim ama sesini duyuyorum. Hafta sonları futbol taraftarlarının şarkıları şehir boyunca yankılanıyor. Bazen evimden, bilet almadan stadyumdaymış gibi hissediyorum.
Türkiye’de futbol kültürü hakkında ilk izlenimleriniz neler oldu?
Galatasaray’ın Türkiye Şampiyonluğunu kazandığı gece Atatürk Bulvarı’nda kutlamalar sabaha kadar sürdü. İlk başta ulusal bir bayram olduğunu düşündüm. O akşam Türkiye’de futbolun yerini daha iyi anladım. Ankaragücü’nün de benzer başarıları kazanmasını ve yeniden Süper Lig’de istikrarlı ve başarılı olmasını isterim.
En sevdiğiniz Türk yemeği ve Ankara’daki favori mekânlarınız?
Haftada bir Adana kebap yemeye çalışıyorum. Pazar kahvaltısı benim için ailemle bir araya gelmek demek ve menemen favori yemeğim.
Dikmen’deki Park Vadi ve Kuğulu Park sık gittiğim yerler arasında. Botanik Bahçesi çevresi ve Kocatepe yakınındaki yeşil alanlarda vakit geçirmekten hoşlanıyorum.
Tenise olan ilginizden bahseder misiniz? ve Başarılı Tenisçi Zeynep Sönmez hakkında neler söylersiniz?
Zeynep Sönmez, bir nesle ilham verebilecek bir sporcu. Önümüzdeki yıllarda Türkiye’nin onun başarılarının etkisini daha güçlü hissedeceğine inanıyorum.
Enerjik ve agresif oyununu, fileye ilerleme cesaretini seviyorum. Hücum etmeyi göze alan oyuncular her zaman ilgimi çekmiştir.
Çocukluğumda idolüm Stefan Edberg’di. Günümüzde file oyunu daha az görülüyor ancak Carlos Alcaraz gibi oyuncularla yeniden öne çıktığını düşünüyorum. Şu an favorim Alcaraz. Kadınlarda ise Aryna Sabalenka’yı takip ediyorum.
Belçika ve Türkiye arasında spor kültürü farkı nedir? Hangi takımı tutuyorsunuz?
Belçika ile Türkiye arasındaki en büyük farklardan biri bisiklet kültürü. Belçika’da bisiklet günlük hayatın bir parçasıdır.
Belçika’da Gent taraftarıyım. Bu biraz aile geleneği. Babam 1960’lı yıllarda Genk’te profesyonel olarak forma giydi. Avrupa kupalarında da oynadı. Şu anda 86 yaşında.
Türkçede sporla ilgili öğrendiğiniz bir ifade var mı?
“Disiplin kazanır.” Bu ifadeyi seviyorum. Kısa ve güçlü bir söz.
Boş zamanlarınızda spora ne kadar yer ayırıyorsunuz? Ankara’da huzur bulduğunuz yerler neresi?
Yoğun programıma rağmen haftada en az iki kez spor yapmaya çalışıyorum. Evimin yakınında spor salonu ve yüzme imkânı var. Genellikle yüzme sonrası hamama gidiyorum.Ulus’a gitmeyi ve Ankara Kalesi’nden şehre bakmayı seviyorum.
Belçika’daki Faymonville köyü, yüzyıllardır “Türk köyü” olarak biliniyor. Bu sembolik bağ üzerinden Türkiye ile Belçika arasında ortak bir spor organizasyonu düzenlenmesi fikrine nasıl bakarsınız?
Belçika’daki Faymonville köyü yüzyıllardır “Türk köyü” olarak biliniyor. İki ülke arasında düzenlenecek ortak bir spor organizasyonu kültürel bağları güçlendirebilir. Futbol dostluk maçı, gençlik turnuvası ya da bisiklet etkinliği olabilir. Ankara’da düzenlenmesi benim için de çok anlamlı olur.
Ankaralılara mesajınız nedir?
Ankara’nın yerleşim şeklini ve mevsimlerini çok seviyorum. Yaşayan bir şehir.
Ankara’nın kuruluş hikâyesi beni etkiliyor. Tesadüfen büyümüş bir yer değil; planlanmış ve üzerine düşünülmüş bir başkent. Bu şehirde bir ruh var.
Hafta sonları genellikle etkinliklerle geçiyor. Pazar sabahları ailemle kahvaltı yapmayı seviyorum. Hava güzel olduğunda Ankara dışına çıkıyorum; en çok Kapadokya’ya gitmeyi tercih ediyorum.
Bir diplomat bir yerde kendini evinde hissediyorsa, o şehri kalbinde kazanmış demektir. Ben Ankara’da kendimi evimde hissediyorum.

Röportajın sonunda Sporanki.com yazarı Burç Tuna, üzerinde Hendrik Van de Velde isminin yazılı 06 numaralı bir Ankaragücü forması hediye etti.
