1. Haberler
  2. Gündem
  3. Binlerce yıllık tarih keçe sanatıyla buluştu

Binlerce yıllık tarih keçe sanatıyla buluştu

Kültür ve Turizm Bakanlığının keçe sanatçısı Nur Sağlamer, Ön Türklerin kaya resimlerinden yola çıkarak Türk medeniyetinin binlerce yıllık tarihini keçe sanatıyla anlatmaya çalışıyor.

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

İstanbul’daki kariyerini bırakarak 1999 yılında Antalya’nın Kumluca ilçesindeki dağ köyüne yerleşen ressam, yazar ve tasarımcı Sağlamer, “yarım kalmış hikayeler” adını verdiği özgün resim anlayışıyla doğal materyaller üzerinde çalışmalar yürütüyor. Doğadan ve mitolojiden ilham alan, tuval, taş ve ahşap üzerine eserler üreten UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Taşıyıcısı Sağlamer, Orta Asya’dan bu yana göçebe kültürün önemli bir mirası olan ve bugün yok olmaya yüz tutan keçe sanatına da yoğunlaştı.

Altay Dağları’ndan Anadolu’ya uzanan coğrafyada Ön Türklerin kayalara işlediği figürleri temel alan Sağlamer, 1,5 yıl süren çalışma sonunda Türk medeniyetinin tarihsel yolculuğunu keçe tablolarla anlatan bir koleksiyon hazırladı. “Aşina” adını verdiği ve 20 eserden oluşan keçe resim sergisiyle bugün Antalya’daki Galeri T’de sanatseverlerle buluşacak olan Sağlamer, sergiyle hem keçe sanatını yaşatmayı hem de Türk medeniyetinin köklü geçmişine dikkati çekmeyi amaçlıyor.

Sağlamer, sergi açılış konuşmasında ise şunları söyledi: “Bu sergimde Ön Türklerin kaya resimlerini keçe ile bugüne taşımaya çalıştım. Kaya resimlerinin bugün ne şekilde karşımıza çıktığını araştırırken Orhun Anıtları ile tanıştım. M.Ö. 4.y.y. Bilge Kağan tarafından yaptırılmış bu anıtlar üzerindeki yazı Runik alfabesiyle yazılmış. Orhun Anıtları için bir kısım tarihçiler Türk Tarihinin Ön Sözü derler. Oysa Türklerin taşlar üzerindeki son sözüdür. Bu yazının ardında binlerce yıllık bir birikim yatar. Bu alfabenin ardında yüzbinlerce kaya resmi vardır.

İnanç adına çizilen resimler önceleri bire bir aynı boyutlarda kayalara çizilirken zamanla küçülmüş. Bu resimler ilk dönemlerinde dövme, vurma tekniği ile,  2. dönemde kazıma bir metal yardımıyla 3. Dönemde ise çizgisel, stilize edilmiş şekliyle karşımıza çıkar.

Kaya resimleri insanlığın ilk entelektüel arayışlarıdır. Bu arayışlar dünyanın farklı coğrafyalarında ihtiyaçlara bağlı olarak farklı kültürler tarafından aynı tarihlerde oluşmaya başlamıştır. İnsanlık varlığını bildirmek, gelecek nesillere bilgi aktarmak, bilgiyi muhafaza etmek ihtiyacı duymaya başlamışlar.

Kaya resimlerinin bulunduğu alanlar inanç ve ibadet alanlarıdır. Yüzbinlerce yıl içinde oluşmuştur. Bu resimlere Avusturalya’da, Afrika’da, Amerika’da da rastlarız. Hepsinin tarzı, üslubu farklıdır. Kaya resimlerinin Türklere ait olanını nasıl anlarız? Çevre unsurlarına bakmalıyız. Öncelikle yakınında Kurgan olması gerekir. Üzerinde Türk Tamgalarının olması lazım.

Şimdi Tamga nedir sorusuna cevap verelim. Resimler binlerce yıl içinde soyutlaşmaya başlamış daha az çizgi ile ifade edilmiş. Artık bir dağ keçisi resmini çizerek değil 4-5 çizgi ile onu anlatır hale gelmişler. Kül Tigin Anıtının üzerinde ki dağ keçisi tamgası buna en güzel örnektir.

Burada şunu görüyoruz kaya resimleri tamgaların öncülüdür. Peki Tamgalar? Tamgalarda harflerin, alfabenin öncülüdür. Yani Orhun Anıtlarında gördüğümüz o harflerin ilk öncülü bu kaya resimlerim.

Türkler tarihte kendine ait alfabesi olan entelektüel milletlerdendir. Yazıya geçişle milletleşme, kültürleşme sürecine giriliyor. Tarihin en karanlık dönemlerinden Orhun Anıtlarına kadar geçen sürede Türk Arkeolojisi ortaya çıkıyor. Eski Çağ Medeniyetleri, kültürleri sayılırken Çin, Mısır, Hint, Yunan, Mezopotamya sayılır ama Türk Medeniyetinden, Türk Kültüründen bahsedilmez. Aynı çağlarda bu kültürlerle bu kadar ilişkide olup kendini yedirmiyorsan, varlığını koruyorsan güçlü bir kültürün var demektir. Millet olmanın özü kültüre dayanır. M.Ö.5000 lerde Türkler ırk, kan, kafatası gibi etnik olma özelliklerini Altay Dağlarında bırakıp dünyaya açılmışlardır. Etnisiteye dayananlar kabile olmaktan öteye gidememişlerdir. Millet olmak dil ve tarih birliği, birlikte yaşama isteği ile olur.

En eski kaya resimleri M.Ö. 14.000 ila 12.000 e tarihlendirilmiş. Moğolistan’da Lena Kaya resimlerinde. Bu tarihten itibaren kültürel süreklilik başlar. Anadolu’nun herhangi bir yerinden aldığımız bir tamganın izini Avrasya coğrafyasında görebiliriz. Bugün Ankara’da, Samsun’da, Hakkari’de, Denizli’de İstanbul’da Van’da Kars’ta daha çok sayıda ilimizde bu tamgaları görebilirsiniz. 4bin, 5 bin yıl öncesinden selam verirler bize.

Türkler “Dolma-Taşma” sistemiyle göç etmişlerdir. Yaşama uygun bir çanak içine yerleşip belki 200 belki 300 sene sonrasında o çanak nüfusu kaldıramayınca bir kısmı oradan göç edip başka verimli bölgeye yerleşmiş. Yani çadırları hazır ordan oraya gitmemişler. Bu nedenle derin bir kültür oluşturabilmişler. İşte bu kültürün bir parçası da keçe, Keçeciliktir. Tahta çıkma törenlerinde keçe vazgeçilmezdir. Han, kağan tahta çıkmadan önce keçe bir kilime oturtulur. Doğudan batıya doğru 9 kez döndürülürdü. Türklerin temel ekonomisi hayvancılık üzerineydi. Hayvanın her şeyinden faydalanırlardı.

 Keçe, atalarımızın dünyaya armağanı ilk tekstil ürünüdür. En eski el sanatlarından ve zanaatlarından biri olarak Keçecilik M.Ö.10.000 lerden beri var olduğu tahmin edilmektedir. Çin kayıtlarında Türklerin keçeyi bol miktarda üreterek komşularına da sattıklarını, hatta ölen yakınlarının ruhlarını temsil eden idol biçimli keçe heykelcikler yaptıklarından söz ederler. Çin’de keçe kullanımının M.Ö. 2300 yıllarında kadar indiği bilinmektedir. Mitolojide Umay Ana’nın keçe heykelciğinin yeni doğan bebeğin başucuna koyduğu anlatılır, kötülüklerden korusun diye bebeği.  Keçenin gelişmiş maddi örneklerini Altay dağlarında yapılan ve M.Ö. 5. Ve 1. Yüzyıllar arasına tarihlenen Pazırık Kurganları’nda yapılan kazılar sonucunda ele geçen buluntular arasında görülür. Teknik açıdan son derece gelişmiş olarak yapılmış olan bu keçeler, keçenin ve keçe sanatının Orta Asya’da M.Ö.500 yıllarında bile çok eski bir geçmişinin olduğunu ve tarihinin çok daha eskilere dayandığını göstermektedir.

Türkler savaşçı bir millet olma özelliğini ok-yay kullanma becerisi gibi birçok özelliğin yanında at sayesinde oluşturabilmiştir. Atın birçok aksamını keçe ile oluşturmuştur. Askerler soğuktan keçe giysiler, çizmeler sayesinde korunmuştur. Keçe bir termos tekstil ürünüdür. Yalıtkandır. Keçenin bu özelliğini Türkler çok iyi kullanmıştır.

Modern döneme gelindiğinde, keçenin üretimi ve kullanımı daha da çeşitlenmiştir. Endüstriyel üretim yöntemleri sayesinde daha dayanıklı ve fonksiyonel keçe ürünleri ortaya çıkmıştır. Moda, sanat ve mimaride keçeye olan ilgi artmış, bu eski malzemenin evrimini sürdüren yeni teknikler ve kullanım alanları ortaya çıkmıştır.

Keçenin üretimi, liflerin sıkıştırılmasıyla gerçekleşir. Doğal yün liflerinin su, sabun, ısı ve hareketle bir araya getirilmesi sonucu bu yoğun, dokusuz kumaş elde edilir. Yünün doğal yağları, liflerin birbirine daha kolay kaynaşmasını sağlar, bu da keçenin özel yapısının oluşmasına neden olur.

Keçe, dayanıklılığı ve esnekliği sayesinde birçok alanda kullanılır. Giyim sektöründe, özellikle soğuk iklim bölgelerinde, sıcak tutan kıyafetlerin üretiminde tercih edilir. Dayanıklılığı sayesinde eşya kaplamalarında da kullanılan keçe dekoratif amaçlı ürünlerde, sanatsal objelerde ve el işlerinde de sıkça kullanılır. Sanatçılar, keçeyi bir tuval gibi kullanarak sanat eserleri üretirler.

Keçe, sanat ve el işçiliğinde benzersiz bir malzemedir. Geleneksel olarak keçe ile yapılan tablolar, heykeller ve dekoratif objeler, birçok kültürde yüksek değer taşır. Keçenin doku ve renk zenginliği, sanatçıya geniş bir yaratıcılık alanı sunar.

Modern sanatta, keçe ile yapılan enstalasyonlar, performanslar ve heykeller görülmektedir. Keçenin dönüştürülebilir, doğa dostu olması ve şekillendirilebilir özelliği sayesinde, sanatçılar onu farklı yollarla ifade etmek amacıyla kullanır. Keçe, sadece malzeme değil, bir sanat formu olarak kabul edilir. Giyimde, dekorasyonda keçenin eşsiz dokusu ve dayanıklılığı, su, ısı, radyasyon geçirmezliği, çevre dostu olarak ileri dönüştürülebilen bir ürün olması onu vazgeçilmez kılar.

Keçe, estetik açıdan doğal bir görünüme sahip olduğundan sıcaklık ve rahatlık hissi verir. Modern tasarımda, bu doğal, otantik, organik ürün, renk ve doku özelliğiyle estetik bir değer oluşturur.

Ve…. Sanırım bu anlattıklarımdan sonra neden atalarımızın kaya resimlerini keçe ile bugüne taşıdım anlatabilmişimdir. Kaya resimleri de keçe de aynı coğrafyadan, aynı kültürün sürekliliğinden bugüne geldiği için Türkü anlatmak Türkün zanaatıyla sanatıyla daha anlamlı olur düşüncesiyle yola çıktım. Yolum uzun daha yapacağım çok kaya resmi var bu güne taşımak istediğim.

Son bir açıklamam daha olsun; Sergimin adının anlamını açıklamak isterim. Aşina; Hun imparatorluğu yıkıldıktan sonra Türkler Aşina boyu, hanedanlığı sayesinde tekrar güçlenip Göktürk İmparatorluğunun temelini atmıştır. Yani Göktürklerin kurucu boyudur. Selam olsun.”

Binlerce yıllık tarih keçe sanatıyla buluştu
+ -

Yorumlar kapalı.

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.

Bizi Takip Edin
KAI ile Haber Hakkında Sohbet