İnsan yaşadığı kenti sevmeli!
Birlikte olduğu kişileri veya çalıştığı işini…
Öyle olunca yaşamı, ilişkileri, olabildiğince keyifli olur!
Konumuz kent…
Bugünlerde öğretmenlerle kent dersi işliyoruz.
Konumuz kentlerden Ankara.
Öğretmeninin Ankara’yı, yaşadığı, öğrencilerini yetiştiği kenti tanıması ne kadar önemli?
Bu soru memleketin tüm kentleri için de sorulabilir ve yanıt değişmez – bence.
“Çok önemli!”
Ne var ki?
Her gün arkeolojik buluntularla ispatlanıyor ki Batı medeniyetinin mimari veya sanat örneklerinin kaynağı Anadolu ve ‘Anadolu medeniyetleri’ en zengin örnekleriyle bu kentteki, tırnak içine aldığım isimle anılan müzede.
Çağdaşlarına oranla hayret edilecek işler yapan, antik dünyanın en önde gelen uygarlığıyla bilinen ilk yazılı anlaşmayı imzalayan ve yaşamlarına ilişkin ayrıntıları, bıraktıkları binlerce tabletten okuduğumuz ama eserlerine Gavur Dağı dediğimiz medeniyet sadece bu bölgede.
Hakkında en çok mitolojik öykü olan krallar listesinin tepesindeki isimlerden Kral Midas, yeryüzünün en büyük tümülüsleri listesinin ilk üçündeki babasının tümülüsüyle veya Büyük İskender’in adıyla anılan, çözmeyi beceremeyip kestiği, mit bu ya, genç yaşta ölümüne yol açan ve adıyla anılan düğümü burada.
Roma’ya kafa tutan Asteriks ve Obeliks’in Galatları, Ankara’ya gelince biat etmiş ve başkentliği kapmışlar. Friglerin kutsal sayıp tanrılarına tapınak yaptıkları tepeye onlar da kendi tapınaklarını yapmışlar. Tepenin kutsallığı günümüze dek gelecektir… Son gelen bizlerin bilge kişisi Hacı Bayram’ın bugün kalıntı olan 2 pagan, bir Hristiyan ve en son Müslümanların medresesi olan yapının tek taşına kıyamadan yaptığı cami nedeniyle bu satırların yazarı burayı ‘Hoşgörü Anıtı’ olarak görür. Ama burada dünyanın yüzyıllardır görüp bugün bizim görmediğimiz bir Ankara Anıtı vardır ki hakkında ‘markadan destinasyona’ ne yazılsa azdır…

Roma döneminde havasının güzelliğiyle imparatorların kaçamak yaptığı sarayı, imparatorluğun sınırlarındaki hamam büyüklüğü sıralamasında tepelerde yer alan hamamı, yarısını yola kurban etsek de bugün canlı arkeopark alanı olan yerdeki tiyatrosu, imparator adına yapılan sütunu, 200 metre kadarını kurtarabildiğimiz cardo-maksimusu veya üzerine, çarşı-pazar veya otopark yaptığımız tarihi kalıntılarıyla Romalı kenti olan Ankara…
Bu topraklardaki ilk sivil yönetimi kurak ahilerin, Selçuklu ve Osmanlı’nın camileri, keçilerini kaçırana kadar dünyanın göz bebeği olduğunun işareti adım başı rastlayacağınız hanlarıyla Ankara…
Millî Mücadele veya Cumhuriyet mekanları. Bu başlıklardaki mekanlarıyla Ankara, tüm diğer şehirlere açık ara fark atar.
Adına en çok hayvan olan, endemik çiçek çeşitliliği sıralamasında bozkır diyenlere inat yurdumuzda 4. olan, sadece bir alanında on endemikle ortak olunması zor olan rekora imza atan kent burası…
Sanırım her zaman olduğu gibi (!) saymakla bitiremeyeceğim!
Öğretmenlerimiz…
Öğretmenlerimiz değerli.
Hem de çok.
Öğretmenlerim bu eğitimlere gönüllü kayıt yaptırdılar ve eğitimlere öylesine yürekten katılıyorlar ki…
Bir öğretmenin, binlerce zihne ekilen tohum ektiğini düşünmeden, hele o tohumların gün gelip koca bir ormana dönüşeceği günleri hayal etmeden duramıyorum.
