Kürşad Yılmaz
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Sanat Halka İndirilmez; Halk Sanatla Yetiştirilir

Sanat Halka İndirilmez; Halk Sanatla Yetiştirilir

Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Bugünlerde sıkça duyduğumuz bir söylem var:
“Sanatı halkın ayağına götürmeliyiz.”

İlk bakışta kulağa son derece doğru gelen, hatta romantik bir düşünce… Sanatın toplumla buluşması, sanatçının halktan kopmaması, sanatın yalnızca belli çevrelerin uğraşı olarak kalmaması… Bunların her biri savunulabilir düşünceler. Ancak burada çoğu zaman gözden kaçan çok önemli bir gerçek vardır: Sanat yalnızca gösterilerek değil, yetiştirilerek anlaşılır.

Sanat bir meydanda açılan şövale ile başlamaz.
Sanat, bir çocuğun ilk defa eline aldığı boya kalemiyle başlar.

Bugün geçmişe dönüp baktığımızda, özellikle ortaokul yıllarında verilen resim ve el işi derslerinin yalnızca birer ders olmadığını, birer kültür taşıyıcısı olduğunu daha iyi anlıyoruz. Halı ve kilim dokuma tezgahlarının minyatürleri yapılırdı sınıflarda. O küçücük eller yalnızca iplikleri değil, sabrı ve estetik duyguyu da dokurdu. Cam üstüne boncuklarla yapılan resimler, karton üzerine çavdar saplarıyla işlenen kompozisyonlar… Bunların her biri birer el becerisi değil, birer görme eğitimi idi.

Çünkü sanat eğitimi yalnızca resim yapmayı öğretmez.
Görmeyi öğretir.

Bir yüzeydeki renk uyumunu fark eden bir çocuk, zamanla hayattaki uyumsuzlukları da fark etmeyi öğrenir. Bir nesnenin oranını ölçen çocuk, ileride düşüncelerinin de oranını kurabilir. El becerisi gelişen bir çocuk, zihinsel üretimin de mümkün olduğunu kavrar.

Bu nedenle sanat eğitimi olmayan bir toplumda yalnızca sanatçı sayısı azalmaz; estetik algı zayıflar, beğeni seviyesi düşer ve yüzeysellik yaygınlaşır.

Liselerde verilen resim ve sanat tarihi dersleri, bugün çoğu kişinin küçümsediği ama aslında kültürel hafızayı oluşturan temel taşlardı. Hele bizden önceki kuşakların yetiştiği Köy Enstitüleri… Bu kurumlar yalnızca öğretmen yetiştirmedi; aynı zamanda sanatla yoğrulmuş bireyler yetiştirdi. Tiyatro oynayan, müzik yapan, resim yapan, yazan ve düşünen bir kuşak doğdu o okullardan. Bugün hala sanatın içinde olan birçok insanın o enstitülerin son halkasından gelmesi tesadüf değildir.

Sanat tarihine baktığımızda da bu gerçeğin farklı coğrafyalarda tekrarlandığını görürüz. Antik Yunan’da çocuklar yalnızca matematik ve beden eğitimi değil, müzik ve resim eğitimi de alırlardı. Çünkü güzel olanı algılayamayan bir insanın doğruyu da tam anlamıyla kavrayamayacağı düşünülürdü. Filozof Platon, devlet düzenini anlatırken eğitimin temel taşlarından birinin sanat olduğunu özellikle vurgular.

Benzer şekilde Avrupa’da Rönesans döneminde ortaya çıkan büyük sanatçıların hiçbiri bir anda ortaya çıkmadı. Ressamlar çocuk yaşta atölyelere girer, yıllarca yalnızca bakmayı, ölçmeyi ve sabretmeyi öğrenirdi. Büyük ustalar önce boya öğütür, tuval gerer, ustasının yaptığı işi izlerdi. Çünkü sanatın temeli yetenekten önce eğitimdir.

Sanat, bir anda öğrenilmez.
Sanat, yavaş yavaş verilen bir kültürdür.

Bir ilacın damardan ağır ağır verilmesi gibi…

Sanatı çocukluktan itibaren vermediğinizde, aslında yalnızca bir ders eksiltmiş olmazsınız; bir bakış biçimini yok edersiniz. Çocuklukta alınmayan estetik eğitim, ilerleyen yaşlarda kolay kolay telafi edilemez. Sanatla geç tanışan birey çoğu zaman yalnızca bakar; ama göremez.

Bir tabloya bakar ama yüzeyin ardındaki emeği okuyamaz.
Bir heykelin karşısında durur ama formun taşıdığı düşünceyi kavrayamaz.
Bir müzik eserini dinler ama onun kurduğu düzeni hissedemez.

Bugün ise başka bir tabloyla karşı karşıyayız. Okullarda sanat ve sanat tarihi derslerinin giderek azaltıldığı, el becerilerinin yerini test kitaplarının aldığı bir eğitim düzeni… Böyle bir ortamda yetişmiş bir bireyin karşısına bir gün bir ressamı çıkarıp “İşte sanat!” demek, bir çocuğa hiç harf öğretmeden eline roman vermeye benzer.

Bu düşünceler beni yıllar önce katıldığım bir sanat çalıştayına götürüyor.

Yer: Ulus Meydanı.
On ressam meydanın ortasında tuvallerini açmış resim yapıyoruz. Gelen geçen önce uzaktan bakıyor, sonra merakla yaklaşıyor. Sorular soruluyor; ama soruların çoğu sanata dair değil.

Boyalarla uğraştığımızı gören birisi ceketine akmış mürekkebi nasıl çıkaracağını soruyor. Bir başkası tokalaşmak isterken öyle sert bir baş tokuşturuyor ki alnım şişiyor. “Biz böyle selamlaşırız gardaş,” diyor. Konuşuyor, anlatıyor… Ama sanat hakkında tek kelime yok.

O an şunu anladım:
Mesele sanatın halka götürülmesi değil; halkın sanatla yetiştirilmesidir.

Üstelik bu tanışma bir meydanda bir haftalık etkinlikle olmaz.

Bugün çoğu çalıştayda ressamların işi çabuk bitirmek adına soyut resimlere yöneldiğini görüyoruz. Oysa soyut sanat, görme eğitimi gerektiren en zor alanlardan biridir. Soyut sanatın anlaşılması için önce doğanın görülmesi gerekir. Bir ağacın gövdesini, gölgesini, ışığını anlamadan yapılan soyut bir kompozisyon, izleyici için çoğu zaman yalnızca karmaşık bir yüzey olarak kalır.

Sanatın anlaşılması bir kültür meselesidir.
Kültür ise bir günde kurulmaz.

Bazen düşünüyorum:
Bir modacı mayo defilesini Ulus Meydanı’nda yapsa ve “Modayı halka götürüyorum” dese, acaba sonuç ne olurdu?

Sanatın da bundan farkı yoktur.

Sanat bir gösteri değil, bir süreçtir.

Bu yüzden yapılması gereken şey, sanatı meydanlara indirmekten önce okullara geri getirmektir. Resim derslerini, sanat tarihini, el işlerini yeniden eğitimin merkezine koymadan sanatın toplumda kök salmasını beklemek, kuru toprağa tohum ekmek gibidir.

Sanat çocuklukta toprağa atılan bir tohumdur.
O tohum yıllarca sulanır, beslenir ve ancak zamanla meyve verir.

Aksi halde ortaya çıkan şey, sanatla karşılaşan ama onunla ilişki kuramayan bir toplum olur.

Ve belki de bugün meydanlarda yaşadığımız o tuhaf karşılaşmaların, sanatla ilgisiz soruların, anlamadan yorumlamaların arkasında yatan temel neden tam da budur:

Sanatın geç verilmesi değil, hiç verilmemesidir.

Bu nedenle sanatın halka indirilmesi fikrinden önce, sanatın çocuklara verilmesi gerektiğini savunanlardanım. Çünkü sanat bir toplumun süsü değil, karakteridir. O karakter çocuklukta şekillenir.

Ve unutulmamalıdır ki:

Sanat halka indirilmez; halk sanatla yetiştirilir.

Sanat Halka İndirilmez; Halk Sanatla Yetiştirilir
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter