Bugün 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü.
Takvimde sıradan bir gün gibi durur. Oysa bazı günler tarih değildir; birikir.
Sabah erkenden yola çıkan bir işçinin adımlarında başlar bugün.
Bir atölyenin metal sesiyle çoğalır.
Bir annenin yorgun bakışında ağırlaşır.
Ve sonra kalabalık olur.
Ama garip bir şekilde, hala görünmez kalır.
Çünkü emek, en çok saklanan şeydir.
Karl Marx, insanın kendi ürettiğine yabancılaşmasından söz ederken, bugünün dünyasını tarif ediyordu belki de.
Artık insan, yaptığı işin içinde değil; dışında. Ürettiği şeyin sahibi değil; taşıyıcısı. Hatta bazen yalnızca bir gölgesi.
Bir ekranın arkasında kaybolan parmaklar,
bir siparişin içinde eriyen saatler,
bir günün sonunda kime ait olduğu bile bilinmeyen bir yorgunluk…
İşte modern emek böyle bir şey:
Var, ama yok gibi.

Eser: Detroit Industry Murals Sanatçı: Diego Rivera
Rivera, emeği sadece göstermez; onu bir ritme dönüştürür.
Bu yüzden sanat hala gerekli.
Çünkü sanat, görünmeyeni zorla görünür kılar.
Rivera duvarlara işçileri çizdiğinde, aslında bir sınıfı değil, bir ritmi resmediyordu. Çekiç sesinin tekrarını, bedenlerin uyumunu, kolektif bir nefesi.
Ve biz…
Bizim hafızamızda da bir meydan var.
1977 Taksim 1 Mayıs Olayları
Orası sadece bir yer değil artık.
Bir kırılma.
Bir suskunluk.
Bir yarım kalmış cümle.
Kalabalığın ortasında düşen bir sessizlik gibi.
Bugün o meydanı hatırlamak, sadece geçmişi anmak değildir.
Bugünü anlamaktır.
Çünkü bugün de emek parçalı.
Bugün de emek dağınık.
Bugün de emek… yalnız.

Eser: The Weavers
Kollwitz, emeğin görünmeyen acısını yüzlere kazır.
Belki bu yüzden çağdaş sanat artık düz çizgilerle konuşmuyor.
Yüzleri bölüyor.
Formları kırıyor.
Gerçeği parçalayarak anlatıyor.
Çünkü gerçek artık bütün değil.
Bir sanatçı için emek, yalnızca bir tema değildir.
Bir yöntemdir.
Bir bakış biçimidir.
Bir sorumluluktur.
Tuvale sürülen her katman,
üst üste gelen her renk,
silinen her çizgi…
hepsi görünmeyen bir emeğin izidir.
Sanatçı da bir işçidir aslında.
Ama ürettiği şey bazen alkışlanır, bazen anlaşılmaz, çoğu zaman da değersizleştirilir.
Tıpkı diğer emekler gibi.
Ve belki de en rahatsız edici soru şudur:
Biz emeği gerçekten görüyor muyuz?
Yoksa sadece işimize yaradığı kadar mı fark ediyoruz?
Bugün kutlanan şey bir gün değil.
Bir hatırlayış.
Ve bazı hatırlayışlar rahatsız eder.
Etmelidir.
Çünkü eğer bir gün, emeğin yüzüne gerçekten bakarsak,
belki de ilk kez kendimizi göreceğiz.
Parçalanmış, yorulmuş, ama hala direnmekte olan o yüzü.
