
Türkiye’de uzun yıllar devam eden çatışmalı ortam, toplumun psikolojik yapısında derin etkiler bırakmıştır. Özellikle son yıllarda ekonomik kriz, yüksek enflasyon, işsizlik ve siyasal kutuplaşmanın artması, toplumda sürekli kriz hissini güçlendirmiştir. Geniş toplum kesimleri artık yalnızca güvenlik değil; öngörülebilirlik, ekonomik istikrar ve gündelik hayatın normalleşmesini talep etmektedir. Ancak toplumun önemli bir kısmı, geçmiş deneyimlerden kaynaklanan güçlü bir güvensizlik duygusunu da taşımaktadır. Bu nedenle süreçte güven inşa edilmesi kritik önemdedir.
MİLLİYETÇİ VE MUHAFAZAKÂR TOPLUM KESİMLERİNDE DUYGU DURUMU
Milliyetçi ve muhafazakâr toplum kesimlerinde çözüm sürecine ilişkin yaklaşım çoğunlukla güvenlik hassasiyetleri üzerinden şekillenmektedir. Şehit haberleri, terör saldırıları ve geçmiş çözüm sürecinin başarısızlıkla sonuçlanması, kolektif hafızada güçlü izler bırakmıştır.
Bununla birlikte ekonomik sorunların büyümesi ve toplumsal yorgunluğun artması nedeniyle, daha kontrollü ve hukuk temelli bir normalleşme fikrine mesafeli ama dikkatli bir destek eğilimi de gözlemlenmektedir.
KÜRT TOPLUMUNDA DUYGU DURUMU
Kürt toplumunda öne çıkan temel eğilim, eşit yurttaşlık talebidir.
Geniş kesimler ayrışmadan çok demokratik temsilin güçlendirilmesi, dışlanma hissinin azalması ve siyasal alanın genişletilmesini talep etmektedir.
Ancak geçmiş süreçlerde yaşanan kırılmalar, kayyum uygulamaları, tutuklamalar ve güvenlik merkezli politikalar ciddi bir güvensizlik duygusu üretmiştir.
ANA MUHALEFETİN ROLÜ: ELEŞTİREL DESTEK VE KURUCU SORUMLULUK
Ana muhalefet bu süreçte iki temel hatadan kaçınmalıdır.
Birinci hata, iktidarın attığı her adımı sırf iktidardan geldiği için reddetmektir.
İkinci hata ise sürece koşulsuz destek vererek iktidarın muhtemel manipülasyonlarına açık hale gelmektir.
Doğru çizgi, eleştirel destek çizgisidir.
Barışı desteklemek ama hukuksuzluğu reddetmek; güvenlikten vazgeçmeyip özgürlükleri önemsemek, demokratikleşmenin aslında devletin bütünlüğünü muhafaza etmek olduğunu akıldan çıkarmamak gerekir.
YENİ TOPLUMSAL SÖZLEŞME: ÜNİTER DEVLET İÇİNDE DEMOKRATİK GENİŞLEME
Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, devletin dağılması değil, devletin demokratikleşmesidir.
Üniter yapı ile demokratik haklar arasında zorunlu bir çelişki yoktur. Güçlü devlet, vatandaşlarının kimliğinden korkmayan devlettir.
Dil, kültür, yerel katılım, ifade özgürlüğü ve siyasal temsil alanlarında atılacak adımlar devleti zayıflatmaz; devlete olan aidiyeti güçlendirir.
Yeni toplumsal sözleşme; Türk kimliğini dışlamadan Kürt kimliğini tanıyan, güvenlik ihtiyacını inkâr etmeden özgürlük alanını genişleten, merkezi devlet aklını korurken yerel katılımı güçlendiren bir anlayışa dayanmalıdır.
SONUÇ: BARIŞIN KAZANMASI İÇİN DEVLET AKLI VE TOPLUMSAL CESARET
Türkiye tarihi bir eşiktedir. Bu eşik yalnızca bir güvenlik dosyasının kapanması değildir. Bu eşik, Türkiye’nin ikinci yüzyılda nasıl bir devlet olacağına ilişkindir.
Süreç kişilerin niyetine bırakılmamalıdır. Süreç; Meclis’e, hukuka, toplumsal denetime, demokratik siyasete ve geniş mutabakata bağlanmalıdır.
Barış cesaret ister. Fakat asıl cesaret, barışı slogan olarak söylemek değil; onu hukukla, kurumla, takvimle ve toplumsal güvenle inşa etmektir.
Artık bu coğrafyada savaşın değil, barışın kazanması gerekir.
Çünkü Türkiye’nin gerçek gücü yalnızca ordusundan, ekonomisinden veya coğrafyasından değil; farklılıklarını ortak bir gelecek içinde birleştirebilme kabiliyetinden doğacaktır.
