Kanıta dayalı tıp, kimin için kanıta dayanıyor?
Ve daha da önemlisi: Kimi temsil ediyor?
Kasım ayında Amerika Birleşik Devletleri Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), menopoz döneminde hormon replasman tedavisinin (HRT) kullanımına yeniden onay verdiğini açıkladı. Bilim dünyasında sessiz ama derin bir kırılmaya işaret eden bu karar, beraberinde kaçınılmaz bir soruyu da getirdi:
Kadın sağlığı açısından bu denli hayati bir konu, neden 20 yılı aşkın bir süre boyunca adeta askıya alındı?
Bugünü anlayabilmek için yakın geçmişe bakmak gerekiyor.
Bir Çalışma, Küresel Bir Sessizlik
Hormon replasman tedavisi 1960’lı yıllardan itibaren menopoz semptomlarının yönetiminde kullanılmaya başlandı; özellikle 1990’lı yıllarda sıcak basmaları ve vazomotor şikâyetlerin tedavisinde oldukça yaygındı. Ancak 2002 yılında Kadın Sağlığı Girişimi (Women’s Health Initiative – WHI) çalışmasının erken sonlandırılmasıyla birlikte tablo dramatik biçimde değişti.
WHI çalışmasının sonuçları kamuoyuna; hormon tedavisinin meme kanseri, endometrium kanseri ve kardiyovasküler hastalık riskini artırdığı yönünde yansıdı. Bunun ardından dünya genelinde HRT reçeteleri adeta bir gecede kesildi. Menopoz, bir kez daha kadınların “sessizce katlanması gereken” bir süreç olarak kodlandı.
Oysa WHI, menopoz sonrası kadınlarda kardiyovasküler hastalıklar, kanser ve osteoporoz gibi temel mortalite ve morbidite nedenlerini incelemeyi amaçlayan, bugüne kadar yapılmış en büyük randomize kontrollü kadın sağlığı çalışmasıydı.
Rahmi olan 16.608 kadın, konjuge at östrojeni ve medroksiprogesteron asetat kombinasyonu veya plasebo grubuna; rahmi olmayan 10.739 kadın ise yalnızca konjuge at östrojeni veya plaseboya randomize edildi.
Ancak burada göz ardı edilen kritik bir gerçek vardı:
Çalışmaya dahil edilen kadınların büyük bölümü menopozdan uzun yıllar sonraydı; yaşları ileriydi ve kardiyovasküler risk profilleri yüksekti.
Sorulması Gereken Soru Şuydu
Toplamda 161.808 menopoz sonrası kadını kapsayan, yaş, menopoz süresi ve bireysel risk faktörleri yeterince ayrıştırılmadan tasarlanmış bir çalışmanın sonuçları, nasıl oldu da 20 yıl boyunca evrensel bir mutlak doğru gibi kabul edildi?
Bu soruyu yıllar önce, tıpta kadınların savunucusu olarak bilinen anestezi uzmanı Dr. Anita Holdcroft dile getirmişti. 2007 yılında şu soruyu sormuştu:
Nüfusun yarısı araştırmalarda sistematik olarak göz ardı ediliyorsa, kanıta dayalı tıp gerçekten ne kadar kanıta dayalı olabilir?
Menopoz: Bir Dönem Değil, Bir Kırılma Noktası
Bugün hâlâ çoğu kadının yalnız yaşamak zorunda kaldığı menopoz, sadece adetlerin sona erdiği bir dönem değildir. Bu süreç; metabolik, kardiyovasküler, kemik, nörolojik ve psikolojik değişimlerin başladığı bir sağlık kırılma noktasıdır.
Östrojen düzeylerindeki azalma ile birlikte:
Kardiyovasküler hastalık riski artar.
Kemik mineral yoğunluğu hızla azalır.
İnsülin direnci ve kilo artışı belirginleşir.
Uyku bozuklukları, anksiyete ve depresif belirtiler sıklaşır.
Bilişsel fonksiyonlar ve yaşam kalitesi düşebilir.
Tüm bu tabloya rağmen menopoz, uzun yıllar boyunca tıbbın kenarına itilmiş; kadınların şikâyetleri “doğal yaşlanma” başlığı altında normalleştirilmiştir. Oysa bugün biliyoruz ki, erken ve doğru müdahale ile bu sürecin olumsuz etkileri büyük ölçüde önlenebilir ya da hafifletilebilir.
20 Yıllık Sessizlik Ne Söylüyor?
Eğer hormon replasman tedavisi menopoz sonrası kadınlar için gerçekten zararlı olsaydı, son 20 yıldaki dramatik kullanım azalmasının kadın sağlığında belirgin bir iyileşme yaratması gerekmez miydi?
Ancak veriler tam tersini gösteriyor.
Daha ayrıntılı analizler ve güncel çalışmalar; menopoz başlangıcından sonraki ilk 10 yıl içinde ya da 60 yaş altındaki semptomatik kadınlarda başlanan HRT’nin, uygun hasta seçimi ve bireyselleştirilmiş yaklaşımla son derece faydalı olabileceğini ortaya koyuyor. Bugün artık hormon tedavisinin risk ve faydalarının; başlama zamanı, yaş, doz, hormon türü, uygulama yolu ve bireysel sağlık profiline göre büyük ölçüde değiştiğini biliyoruz.
Asıl Soru
Belki de artık şunu sormanın zamanı gelmiştir:
Dünya nüfusunun yarısını oluşturan kadınlar, kanıta dayalı tıpta gerçekten yeterince temsil ediliyor mu?
Ve menopoz, neden hâlâ kadınların tek başına göğüslemek zorunda bırakıldığı bir süreç olarak görülüyor?
FDA’nın kararı, yalnızca bir tedavinin yeniden onaylanması değildir. Bu karar, tıbbın kadın bedenini ne kadar geç fark ettiğinin de sessiz bir itirafıdır.

Yorumlar kapalı.