Birsel Gonca
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Dil bir ülkenin en büyük varlığı ve mirasıdır

Dil bir ülkenin en büyük varlığı ve mirasıdır

Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Köklerini Korumak hepimizin görevi
13MAYIS DİL BAYRAMI

Dil, bir milletin yalnızca ses sistemi değildir; hafızasıdır, köküdür, suyudur, canıdır.
Bir ağacın kökü toprağın derinliklerinden nasıl beslenirse, bir toplumun dili de tarihinden, kültüründen, yaşama bakışından beslenir.

Türkçe de böyledir.
Kökleri eskiye uzanan, gövdesi güçlü, dalları geniş, yaprakları ışığa dönük canlı bir dil…

Ama bugün ne yazık ki Türkçemizin bazı dalları yanlış kullanımlarla inceliyor, bazı yaprakları özensizlikle dökülüyor, bazı kökleri ise yabancı kelimelerin gölgesinde susuz kalıyor.

Eskiden “sub” dediğimiz kelime bugün su olarak yaşamaya devam ediyor.
Su, biyolojide yaşamın temelidir. Türkçede de anlamın akışıdır.
Ama biz dilimizi hoyratça kullandığımızda, kelimelerin suyu çekiliyor. Cümleler kuruyor, anlamlar çatlıyor.

Bugün günlük konuşmalarımızda sıkça duyuyoruz:
“Start verdik.”
Oysa Türkçesi varken neden “başladık” demeyelim?
“Feedback aldım.”
Neden “geri bildirim aldım” demek bize ağır gelsin?
“Deadline yaklaşıyor.”
Oysa “son tarih yaklaşıyor” demek hem açık hem duru değil mi?

Bir dil, gereksiz yabancı kelimelerle ağırlaştırıldığında tıpkı istilacı türlerin doğal ekosistemi bozması gibi kendi dengesini kaybetmeye başlar. Nasıl ki bir göle bilinçsizce bırakılan yabancı bir canlı türü, oradaki yerli türleri tehdit ederse; dile bilinçsizce sokulan kelimeler de zamanla ana dilin doğal sesini, ritmini ve özgünlüğünü zayıflatır.

Elbette diller birbirinden etkilenir. Bu doğaldır. Canlılar dünyasında da etkileşim vardır. Polen rüzgârla taşınır, tohum kuşlarla yayılır, genetik çeşitlilik yaşamı güçlendirir.
Ancak her etkileşim zenginlik değildir. Bazı etkileşimler dengeyi bozar. Türkçeye giren her yabancı kelimeyi gelişme sanmak da dilin biyolojisini anlamamaktır.

Bir başka sorun da kelimeleri yanlış yerde, yanlış anlamda kullanmaktır.
Örneğin “şey yapmak” dilimizin üzerine çöken bir sis gibi…
“Toplantıyı şey yaptık.”
“Dosyayı şey ettim.”
“Konuyu şeyleştirdik.”
Oysa Türkçe, anlatmak isteyen için çok zengin bir dildir. Görmek, sezmek, kavramak, düzenlemek, tamamlamak, paylaşmak, üretmek, yeşertmek gibi nice kelimemiz varken neden düşüncemizi bulanık bırakalım?

Dil de bir hücre gibidir.
Hücrenin çekirdeğinde nasıl genetik bilgi saklıysa, dilin çekirdeğinde de milletin hafızası saklıdır.
Bir kelimeyi yanlış kullandığımızda yalnızca bir cümleyi bozmayız; o hafızaya da küçük bir çizik atarız.

Mesela “kök” kelimesi…
Bitkinin toprağa tutunan kısmıdır. Ama aynı zamanda insanın geçmişidir, milletin dayanağıdır, kültürün başlangıç noktasıdır.
Kökünü kaybeden bitki nasıl devrilirse, dil kökünü kaybeden toplum da yönünü kaybeder.

“Tohum” kelimesi de öyle…
Bir avuç toprağa bırakılan küçücük bir tohum, zamanı geldiğinde filiz verir. Kelimeler de zihne düşen tohumlardır. Eğer çocuklarımızın zihnine güzel Türkçe kelimeler ekmezsek, yarının düşünce bahçesinde hangi çiçeklerin açacağını nasıl bilebiliriz?

Bugün çocuklarımız “günaydın” yerine “morning”, “tamam” yerine “okey”, “beğendim” yerine “like ettim” demeye başladığında mesele yalnızca birkaç kelime meselesi değildir.
Bu, dilin günlük yaşam içindeki damarlarının zayıflaması demektir.

Oysa gün kelimesi eski Türkçedeki *“kün”*den bugüne gelir. Güneşi, zamanı, ışığı taşır.
Yağmur toprağı nasıl uyandırıyorsa, doğru kullanılan bir kelime de zihni uyandırır.
Yaprak ışığı besine çevirir; dil de düşünceyi anlama çevirir.
Can yalnızca biyolojik bir varoluş değildir; Türkçede sevginin, merhametin, içtenliğin de adıdır.

Bu yüzden Türkçeyi doğru kullanmak kuru bir dil bilgisi meselesi değildir.
Bu, bir yaşam meselesidir.
Bu, kültürel bir ekosistemi koruma meselesidir.

Nasıl ki doğada her canlı türünün bir görevi varsa, dilde de her kelimenin bir yeri, bir görevi, bir ruhu vardır.
Yanlış kullanılan her kelime, düşünce zincirinde kopan bir halkadır.
Özensiz kurulan her cümle, kültür toprağında açılan küçük bir yaradır.

Türkçemizi korumak için büyük nutuklara değil, günlük özenlere ihtiyacımız var.
“Trend oldu” yerine “yaygınlaştı” diyebilmek…
“Update ettim” yerine “güncelledim” demek…
“Check ettim” yerine “kontrol ettim” kullanmak…
“Evente katıldım” yerine “etkinliğe katıldım” diyebilmek…

Bunlar küçük gibi görünür.
Ama doğada da büyük ormanlar küçük tohumlarla başlar.

Türkçe bizim ortak toprağımızdır.
Bu toprağın kökleri derindir.
Suyu berraktır.
Canı güçlüdür.
Tohumu bereketlidir.
Yaprağı ışığa dönüktür.
Yağmuru kültürdür.
Günü gelecektir.

Yeter ki onu hoyratça tüketmeyelim.
Yeter ki kelimelerimizin can suyunu kesmeyelim.
Yeter ki Türkçemizin köklerini kurutmayalım.

Çünkü dilini koruyan toplum, yalnızca geçmişini değil; geleceğini de korur.

Biyolog Birsel Gonca
Türkiye Biyologlar Derneği Genel Başkanı

Dil bir ülkenin en büyük varlığı ve mirasıdır
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter