Kürşad Yılmaz
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Sanatta Görsel Cehaletin Anatomisi

Sanatta Görsel Cehaletin Anatomisi

Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Görmek ile anlamak arasındaki mesafe, sanıldığından çok daha derindir. Göz, yalnızca ışığı yakalar; oysa anlam, zihnin ve birikimin süzgecinden geçerek inşa edilir. İşte bu yüzden “görsel okuryazarlık” dediğimiz kavram, basit bir bakma eyleminin çok ötesinde, bir çözümleme, sorgulama ve yeniden kurma sürecidir.

Bugün içinde yaşadığımız dijital çağda, imgeler her zamankinden daha güçlü, daha hızlı ve daha yönlendiricidir. Bir fotoğraf, bir sergi, bir enstalasyon ya da bir grafik; yalnızca estetik bir yüzey değil, aynı zamanda ideolojik, kültürel ve psikolojik katmanlar taşıyan bir metindir. Bu metni okuyabilmek ise doğuştan gelen bir ayrıcalık değil, eğitimle, birikimle ve en önemlisi eleştirel düşünmeyle kazanılan bir yetkinliktir.

Tam da bu noktada sormak gerekir: Herkes görsel okuryazar mıdır?

Cevap nettir: Hayır.

Çünkü görsel okuryazarlık; yalnızca görseli tanımak değil, onun ardındaki niyeti, bağlamı, manipülasyonu ve anlam katmanlarını çözebilmektir. Bu da yüzeyde kalmayan bir bakış, hazır kalıpları kabul etmeyen bir zihin ve sorgulamayı alışkanlık haline getirmiş bir bilinç gerektirir.

Peki bu tanımı Türkiye’deki sanat ortamına uyguladığımızda ne görürüz?

İşte asıl kırılma noktası tam burada başlar.

Sanatın taşıyıcı kolonları olarak kabul edilen küratörler, koleksiyonerler ve eleştirmenler; yalnızca sanatın dolaşımını sağlayan figürler değil, aynı zamanda onun anlamını belirleyen, yönünü tayin eden ve değerini inşa eden aktörlerdir. Ancak eğer bu aktörlerin görsel okuryazarlık düzeyi yeterince gelişmemişse, ortaya çıkan yapı kaçınılmaz olarak sorunlu olacaktır.

Bugün birçok sergide, eserin kendisinden çok onun etrafında örülen söylemin ön plana çıktığını görüyoruz. Görselin dili çözülmeden, yalnızca metinlerle “derinlik” atfedilen işler; aslında görsel okuryazarlık eksikliğinin en açık göstergesidir. Çünkü görseli okuyamayan zihin, onu kelimelerle örtmeye çalışır.

Küratöryel metinler giderek daha karmaşık, daha kapalı ve çoğu zaman daha yapay hale gelirken; izleyici ile eser arasındaki mesafe açılmakta, sanat bir deneyim olmaktan çıkıp bir “anlama zorunluluğuna” dönüşmektedir. Oysa gerçek görsel okuryazarlık, eseri sadeleştirir; onu erişilebilir kılar ve izleyiciyi dışlamaz.

Koleksiyoner cephesinde ise durum farklı ama özünde benzerdir. Görseli anlamlandırmak yerine, onu bir statü nesnesine indirgemek; sanat eserini estetik ve düşünsel değerinden koparıp ekonomik ve simgesel bir araca dönüştürür. Bu da görsel okuryazarlığın değil, görsel tüketimin bir sonucudur.

Eleştirmenler… Belki de en kritik halka.

Çünkü eleştirmen, yalnızca değerlendiren değil, aynı zamanda yön veren kişidir. Ancak eleştiri, görselin kendisini analiz etmek yerine, çoğu zaman dış referanslara yaslanıyorsa; burada da bir eksiklikten söz etmek kaçınılmazdır. Görselin iç dinamiklerini çözmeden yapılan her yorum, aslında yüzeyde dolaşan bir izlenimden ibarettir.

Tüm bunlar bize şunu gösterir: Türkiye’de sanatın mevcut durumu, yalnızca üretimle ilgili değil; onu okuma, anlama ve değerlendirme biçimleriyle doğrudan ilişkilidir.

Çünkü görsel okuryazarlık yoksa, sanat ya yanlış anlaşılır ya da hiç anlaşılmaz.

Ve daha da önemlisi, anlam üretmek yerine anlam taklidi yapılır.

Bu noktada mesele bireysel bir eksiklikten çıkıp, kültürel bir yapıya dönüşür. Zira bir toplumun görsel okuryazarlık seviyesi, onun sanatla kurduğu ilişkinin kalitesini belirler. Eğer bu seviye düşükse, sanat yüzeyselleşir; derinlik yerini gösterişe, sorgulama yerini kabule bırakır.

O halde asıl soru şudur:

Sanatı üretenler mi, yoksa onu anlamlandıranlar mı daha sorumludur?

Belki de cevap, ikisinin tam ortasında saklıdır. Çünkü sanat yalnızca yapılmaz; aynı zamanda okunur, yorumlanır ve yeniden inşa edilir. Ve bu süreçte yer alan herkes, görsel okuryazarlığın gerektirdiği sorumluluğu taşımak zorundadır.

Aksi halde ortaya çıkan şey sanat değil, onun bir simülasyonu olur.

Ve simülasyonlar, gerçeğin yerini aldığında; artık neyi gördüğümüzü değil, bize neyin gösterildiğini konuşuruz.

Sanatta Görsel Cehaletin Anatomisi
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter