Ankara’nın gri binaları arasında bronza ve mermere can üfleyen, şehrin estetik hafızasını parmak uçlarıyla inşa eden o koca çınar artık yok. Heykel sanatının kutup yıldızı Burhan Alkar’ın vefat haberi, sadece bir sanatçının gidişi değil, bir devrin kapanışıdır. Onun sanatını kitaplarımda anlatmaya, makalelerimde her bir kıvrımını çözümlemeye çalışmış birisi olarak, bugün kelimelerim her zamankinden daha ağır, daha mahzun.
Onunla atölyesinde gerçekleştirdiğimiz o uzun ve derin buluşmalar gözümün önünden bir film şeridi gibi geçiyor. O mütevazı çalışma alanı, sadece heykel üretilen bir yer değil; sanatın, felsefenin ve Cumhuriyet erdemlerinin harmanlandığı bir mekandı. Çamur kokusunun dimağımızdaki o keskin tadı eşliğinde, bir heykelin doğuş sancılarını dinlemek, ustanın fırçasından veya keskisinden dökülen her cümleyi not etmek benim için bir ayrıcalıktı.
Burhan Alkar’ı sadece kendi eserleriyle değil, yetiştirdiği devlerle de anmak gerekir.
Birisini analım…
Rahmetli Mustafa Ayaz ile olan o eşsiz bağı hatırlamamak mümkün mü?
Mustafa Ayaz’ın hocasıydı Burhan Alkar.
Birlikte gittiğimiz sergilerde, hocanın öğrencisine, öğrencinin hocasına olan saygısını izlemek, Türk sanat tarihinin en asil sayfalarına tanıklık etmek gibiydi. Ayaz’ın tuvalindeki o bitmek bilmeyen çalışma tutkusunun ardındaki hocalarındandı…
Sergi salonlarında birbirlerini öven sözleri dün gibi aklımda…
Burhan Alkar, Ankara’nın pek çok köşesinde hep yaşayacak.
Seğmenler Parkı’nda şaha kalkmış at üstündeki seğmen, Kızılay’da harmanı kaldıran köylü çift, Atatürk Orman Çiftliği’ndeki Tarımcı Atatürk veya Sakarya Yaya Bölgesi’ndeki Barış heykeli, eserlerinden sadece birkaçı…
Bundan sonra Seğmenler’in yazıtının ve dizginin, Tarımcı Atatürk’ün rölyeflerinin geri gelmesi dileklerimi de buradan yenilemek isterim. Ona borumuzdur. Barış Heykeli ise yaya bölgesinde iki kez kazaya uğradıktan sonra umarım bir daha böyle bir yaşamayacak.
Burhan Hocam, kitaplarımda ve yazılarımda anlatmaya çalıştığım o anıtsal figürlerin gibi dimdik ve kalıcı emanetler bıraktın. Sanatına olan tutkunu, atölyendeki o samimi sohbetleri ve sergi salonlarındaki vakur duruşunu asla unutmayacağız.
Işıklar içinde uyu ‘Heykelin Çınarı’.

Öğrencisi Heykeltıraş Aslan Başpınar ile son ziyaretimizden değerli bir kare…

