Kürşad Yılmaz
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Sanatçı mı Konuşuyor, Eser mi?

Sanatçı mı Konuşuyor, Eser mi?

Google'da Abone Ol
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Son yıllarda sanat üzerine yapılan tartışmaları izlerken aklıma hep aynı soru geliyor:

Bir sanat eserini değerli yapan şey nedir?

Ortaya koyduğu estetik ve düşünsel katkı mı?

Yoksa onu destekleyen sermaye, kurumlar, galeriler ve çevreler mi?

Bu soru ilk bakışta rahatsız edici gelebilir. Çünkü günümüz sanat dünyasında eserden çok sanatçının konuşulduğu bir dönemi yaşıyoruz.

Bir yapıtın karşısına geçiyorsunuz.

Size önce sanatçının kaç sergi açtığı anlatılıyor.

Kaç ödül aldığı söyleniyor.

Hangi müzelerde yer aldığı sıralanıyor.

Kaç ülkede sergilendiği aktarılıyor.

Ancak sıra eserin kendisine geldiğinde çoğu zaman derin bir sessizlik başlıyor.

Oysa sanat tarihinde hiçbir unvan bir eserin yerine geçmemiştir.

Bir sanatçının akademisyen olması, profesör olması, duayen olarak görülmesi ya da çevresinde geniş bir hayran kitlesi bulunması; ortaya koyduğu her çalışmayı otomatik olarak değerli hale getirmez.

Getiremez de.

Çünkü sanatçı ile eser aynı şey değildir.

Sanatçı saygı görebilir.

Ama eser her zaman sorgulanabilir.

Hatta sorgulanmalıdır.

Bugün sanat dünyasının en büyük sorunlarından biri de tam olarak burada başlıyor.

Eleştiri yerini alkışa bırakıyor.

Sorgulama yerini kabule bırakıyor.

Ve bir noktadan sonra sanatçıların bazıları, ortaya koydukları her işin değerli olduğuna inanılan bir dokunulmazlık alanına taşınıyor.

Oysa sanat tarihi bize bambaşka bir şey anlatıyor.

Tarih boyunca büyük sanatçılar eserleriyle ayakta kaldılar.

Unvanlarıyla değil.

Bir ressamı ölümsüz yapan akademik kariyeri değildir.

Bir heykeltıraşı tarihe taşıyan çevresindeki hayranlar değildir.

Bir sanatçıyı yaşatan şey, eserinin zaman karşısındaki direncidir.

Çünkü sanatın nihai hakemi ne galerilerdir, ne müzeler, ne küratörler ne de piyasalardır.

Sanatın nihai hakemi zamandır.

Ve zaman hiçbir özgeçmişi okumaz.

Sadece esere bakar.

Bu nedenle bir yapıtın karşısında durup:

“Neden önemli?”

“Neden değerli?”

“Sanata ne katıyor?”

sorularını sormak sanat düşmanlığı değildir.

Tam tersine sanatın kendisidir.

Çünkü sorgulanamayan sanat, sanat olmaktan çıkıp dogmaya dönüşür.

Bugün özellikle çağdaş sanat ve kavramsal sanat çevrelerinde eleştirinin giderek geri plana itildiğini görüyoruz.

Bir yapıtın neden güçlü olduğu anlatılmıyor.

Onun yerine sanatçının kim olduğu anlatılıyor.

Bir eserin estetik değeri tartışılmıyor.

Onun yerine piyasa değeri konuşuluyor.

Müzayedelerde ulaştığı rakamlar, sanatsal niteliğin ölçüsü gibi sunuluyor.

Oysa yüksek fiyat ile yüksek sanat aynı şey değildir.

Sanat tarihinde bunun sayısız örneği vardır.

Birçok sanatçı yaşarken görmezden gelinmiş, öldükten sonra sanat tarihinin temel taşları arasına girmiştir.

Buna karşılık döneminde yıldızlaştırılan pek çok isim ise zamanın tozlu raflarında kaybolup gitmiştir.

Çünkü piyasa görünürlük sağlayabilir.

Ama kalıcılık sağlayamaz.

Reklam ilgi yaratabilir.

Ama değer yaratamaz.

Sermaye bir sanatçıyı parlatabilir.

Ama onu sanat tarihine yerleştiremez.

Bugün belki de yeniden hatırlamamız gereken şey budur.

Sanatçıların değil eserlerin konuşulduğu bir sanat ortamına ihtiyacımız var.

Unvanların değil üretimlerin tartışıldığı bir ortama.

Alkışın değil eleştirinin değer gördüğü bir ortama.

Çünkü sanatın gelişmesini sağlayan şey övgü değildir.

Sorgulamadır.

Ve sanat tarihinin bütün büyük kırılmaları, kendisine söyleneni kabul edenler tarafından değil, soru sormaya cesaret edenler tarafından yaratılmıştır.

Belki de sanat adına sorulması gereken en önemli soru hâlâ aynı:

Karşımızdaki şey gerçekten bir sanat eseri mi?

Yoksa ona sanat eseri olduğu söylenmiş bir nesne mi?

Bu soruyu sormaktan vazgeçtiğimiz gün, sanat üzerine düşünmeyi de bırakmış oluruz.

Sanatçı mı Konuşuyor, Eser mi?
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter