Özkan Saçkan
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Özkan Saçkan ile Günün Kitapları: 10 Haziran 2026

Özkan Saçkan ile Günün Kitapları: 10 Haziran 2026

Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

ÖĞRENME UĞRAŞI: Kitap, sanat, kültür ve edebiyatı sağduyunun aydınlığına çeken yazarın yalın anlatımıyla okuma tatları veren bir kitap.

AHMET RÜSTEM BEY: OSMANLI’DAN CUMHURİYETE SIRA DIŞI BİR DİPLOMAT: Türk olmamasına rağmen Türk milletine karşı güçlü minnet ve sevgi hisleriyle dolu olan, milletinin en zor zamanlarında yanında yer alarak bir aidiyet, vefa ve vatandaşlık örneği gösteren sıra dışı bir diplomatın hayat hikâyesi…

ÇOKLAR VARDIR Kİ HAYCA ANNAMAZLAR: Yazar, bu çalışmasında uzun yıllardır yurtiçi ve yurtdışı kaynaklardan toplayarak bir araya getirdiği, bir kısmı arşivlerde bile bulunmayan Ermeni harfli Türkçe yayınları tanıtıyor.

ARABACI: Yazar bu eserinde, karanlık bir halk efsanesini vicdan ve merhamet temalarıyla birlikte dokuyarak incelikle işliyor.

YOLUN UĞURU: Bir tren yolculuğuyla başlayan bu arayış; köy yollarında, tanımadığı insanlarla kurduğu bağlarda ve Şuur Apartmanı’nın hayaliyle derinleşiyor.

RUH ÜZERİNE: “Ruh bir anlamda bütün var olanlardır… Ama ne anlamda? İşte bunu araştırmak gerekiyor.”

İşte o kitaplar;

Tiyatrodan sinemaya, şiirden müziğe değişik konularda konuşup yazılanlar bir arada

CEVAT Çapan’dan ÖĞRENME UĞRAŞI: YAZILAR-KONUŞMALAR. Yazar Homeros’tan A. S. Byatt’a, Mübadele’den Mavi Yolculuk’a, Oktay Rifat’tan Gülten Akın’a, tiyatrodan sinemaya, şiirden müziğe değişik konularda konuşup yazdıklarını bir araya getiriyor. Bunların bir bölüğü Sabahattin Eyuboğlu, Memet Fuat, Muhsin Ertuğrul ve John Berger’la ilgili doğaçlama konuşmalardan, bir bölüğü ise 1965-2024 arasında yayımlanmış yazılardan oluşmakta. Bilimsel etkinlikler için üretilmiş metinlerin yanı sıra antoloji ve kitap ön sözlerini, gezi izlenimlerini de içeren kitap, sanat, kültür ve edebiyatı sağduyunun aydınlığına çeken yazarın yalın anlatımıyla okuma tatları veren bir kitap.288 SAYFA.
(YAPI KREDİ YAYINLARI)

Milli Mücadele döneminde diplomasi alanında önemli katkılar sağladı

Ö. KÜRŞAD Karacagil’den AHMET RÜSTEM BEY: OSMANLI’DAN CUMHURİYETE SIRA DIŞI BİR DİPLOMAT. Çoğunlukla aşırıya varan haysiyet algısı nedeniyle yaşadığı düello maceraları arasında, şüphesiz en dikkat çekicisi Mustafa Kemal Paşa ile olanıdır. Rüstem Bey, kişiliğinden kaynaklı bir güdüyle böyle bir teklifte bulunur iken kendi ölümünü kesinleştirmek suretiyle haysiyetini korumayı planlamış ve bu tutumuyla hem vatanperverliğini hem de cesaretini bir kez daha göstermiştir. Ahmet Rüstem Bey’in Türk milletine olan sevgi ve bağlılığı ise özel bir vurguyu hak edecek büyüklüktedir. Ahmet Rüstem Bey, hayatının her aşamasında Türk milletine gönülden bağlı kalmıştır. Gerek bulunduğu vazifelerde aldığı tutumlarla gerekse yazdıklarıyla bunu her seferinde ispat etmiştir. Hatta yakın arkadaşı Celal Nuri’nin ifadesiyle o bir “chauvin”dir. Yani Fransızca “fazla vatanperver”dir. 1854 yılında Osmanlı hizmetine giren Polonyalı bir ailenin çocuğu olan Ahmet Rüstem Bey (Alfred Rüstem Bilinski) (1862-1934), Osmanlı Devleti’nin son dönemi ile Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarına yakından şahit olmuş bir diplomat ve aydındır. Ahmet Rüstem Bey, aldığı iyi eğitim ve çok sayıda yabancı dile hakimiyeti sayesinde genç yaşlardan itibaren başlayan hariciye kariyerinde edindiği tecrübelerle gerek Osmanlı’nın son dönemi gerekse de Milli Mücadele döneminde diplomasi alanında önemli katkılar sağlamıştır. Yazdığı makaleler ve kitaplar kadar polemikleri ve düellolarıyla da dikkat çekici bir tarihsel figür olan Ahmet Rüstem Bey, Milli Mücadele’ye katılarak Meclis-i Mebusan ve TBMM’de milletvekili olarak bulunmuştur. Pek çok yabancı kaynak, arşiv belgeleri ve devrin gazeteleri gibi zengin kaynak kullanımı ve anlatı kuvvetiyle öne çıkan elinizdeki bu eser; Türk olmamasına rağmen Türk milletine karşı güçlü minnet ve sevgi hisleriyle dolu olan, milletinin en zor zamanlarında yanında yer alarak bir aidiyet, vefa ve vatandaşlık örneği gösteren sıra dışı bir diplomatın hayat hikâyesini okuyucuların beğeni ve dikkatine sunuyor. 536 SAYFA.
(VAKIFBANK KÜLTÜR YAYINLARI)

Anadolu coğrafyasında Türkçenin bir başka kullanım biçimine dair roman

GAZANFER İbar’dan ÇOKLAR VARDIR Kİ HAYCA ANNAMAZLAR. Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde yaşayan Ermeniler hem Türkçe hem de Ermeniceyi dil olarak kullanıyordu. Türkçenin Ermeni harfleriyle yazılması, Türkçe konuşan ancak Ermeniceyi bilmeyen veya az bilen Ermeni nüfusun yazı aracılığıyla kendini ifade etmesi ihtiyacından ortaya çıktı. Dinleri Ortodoks, dilleri Türkçe olan Karamanlıların Grek alfabesini kullandıkları gibi Türkçe konuşan Ermeniler de Arap harfleri yerine, kendi kutsal kitaplarındaki Ermeni alfabesini yeğlediler. Böylece önce yazma eserlerde din, edebiyat, felsefe hatta doğa ve ziraat alanlarında karşımıza çıkan Ermeni harfli Türkçe metinler, matbaanın kullanılmasıyla birlikte hukuktan eğitime, fen bilimlerinden edebiyata yayılan çok farklı yayın türlerinde görülmeye başlandı. Yazar, bu çalışmasında uzun yıllardır yurtiçi ve yurtdışı kaynaklardan toplayarak bir araya getirdiği, bir kısmı arşivlerde bile bulunmayan Ermeni harfli Türkçe yayınları tanıtıyor ve Grek harfli Türkçe ile birlikte Anadolu coğrafyasında Türkçenin bir başka kullanım biçimine dair roman, hikâye, şiir, tiyatro, çeviri metinler gibi eserlere yer veren kitap, gazete, dergi, ilan, broşür gibi yayınları okurla paylaşıyor. 176 SAYFA.
(İŞ BANKASI KÜLTÜR YAYINLARI)

Arabacı nereye giderse gitsin gözyaşı ve feryatla karşılanır. Gözleri hep hastalık, kan ve dehşet görür

SELMA Lagerlöf’ten ARABACI. “Haydi gel! Gitme vaktimiz geldi. Huzura kavuşan ruhları bizim gibi esaret altında ve karanlıkta yaşayanların karşılaması doğru olmaz.” Yılbaşı gecesi saatler tam on ikiyi vurduğunda ölen son günahkâr, o yıl boyunca Ölüm Arabası’nı sürmek zorundadır. Bu kişi, yorgun atının çektiği köhne arabasıyla dünyayı dolaşmak ve eceli gelenlerin ruhlarını toplamakla yükümlüdür. Bir yılbaşı gecesi saldırı sonucu hayatını kaybeden David Holm, efsanevi Ölüm Arabası ve onun gizemli sürücüsüyle karşılaşır. Yeni arabacı olarak görevi devralmadan önce, bu ruhani rehber eşliğinde kendi geçmişine ve yıktığı hayatlara doğru zorlu bir yolculuğa çıkar. Holm, nankörlük ettiği dostlarının, sefalete sürüklediği ailesinin ve kendisi için dua edenlerin yaşadıklarını bu kez bir ruhun gözlerinden izleyecektir. Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan ilk kadın yazar olan Selma Lagerlöf, 1912’de kaleme aldığı bu eserinde, karanlık bir halk efsanesini vicdan ve merhamet temalarıyla birlikte dokuyarak incelikle işliyor. Bir insanın, dibe vurduktan sonra bile kurtuluş ihtimali olup olmadığını sorgulayan, dünya edebiyatının başyapıtlarından biri olan Arabacı, Berkan Başören’in özenli çevirisiyle ilk defa Türkçede. Arabacı nereye giderse gitsin gözyaşı ve feryatla karşılanır. Gözleri hep hastalık, ölüm, yara, kan ve dehşet görür. Belki de işin en hafif tarafı budur. Asıl kötüsü, insanın içindeki azabı, pişmanlığı ve gelecek korkusunu görmektir. 136 SAYFA.
(EVEREST YAYINLARI)

Öğrendikçe sadeleşen, sadeleştikçe derinleşen bir yol…

CÜNEYT Gültakın’dan YOLUN UĞURU- Göğün Öğrencisi. Ömür bir çizgiyse, asıl mesele o çizgide kaybolmadan yürüyebilmektir. Cüneyt’in Uğur’a dönüşümü, sadece bir isim değişikliği değil; hayata yeniden bakmayı öğrenmenin, kendine yabancılaştığı yerden geri dönmenin hikâyesi. Bir tren yolculuğuyla başlayan bu arayış; köy yollarında, tanımadığı insanlarla kurduğu bağlarda ve Şuur Apartmanı’nın hayaliyle derinleşiyor. Bazen bir karşılıksız aşk, insanı en çok kendine yaklaştırır. Bazen yalnızlık, gerçek dostlukların kapısını aralar. Ve bazen insan, en çok kaybolduğunu sandığı anda yönünü bulur. Uğur’un yolu da böyle bir yol. Öğrendikçe sadeleşen, sadeleştikçe derinleşen bir yol… Kentin gürültüsünden uzaklaştıkça, hayatın özüne yaklaşan bu anlatı, tüketimin, yalnızlığın ve anlam arayışının ortasında; daha sahici, daha insan kalabilmenin mümkün olup olmadığını soruyor. Ve belki de en önemli soruyu bırakıyor geriye: Sen kendi hayatında gerçekten nerede duruyorsun? 152 SAYFA.
(DESTEK YAYINLARI)

“Bu kitap bir okuldur ve tartışmasını bilene okulun kapıları açıktır, çünkü bu kitap bir tartışmadır”

ARİSTOTELES’ten RUH ÜZERİNE. Yazar bu eserinde kendinden önce Homeros’tan başlayarak Pythagoras’çılara, atomculara ve Platon’a kadar benimsenen ruh anlatılarını bize aktarıyor ve eleştiriyor. Bu “temizlik”ten sonra Aristoteles kendi öğretisini anlatmaya başlıyor ve eski ruh anlatılarının yerine bir canlılık biliminin temellerini atıyor. Ölümden sonra ne olduğundan ziyade yaşarken ne olduğunu araştırıyor, dolayısıyla konusunu insanla, “nefs terbiyesi”yle veya psikolojiyle kısıtlamayıp bitkilerden Tanrı’ya uzanan bütün bir canlılık spektrumunu ele alabiliyor. “Ruh bir anlamda bütün var olanlardır… Ama ne anlamda? İşte bunu araştırmak gerekiyor.” (III, 8,431b21-24) Metnin çevirisinin yanında ön sözü, notları, ek metinleri, e lyazması listesi ve sözlükçesi, meraklı okurlar kadar konunun uzmanları için de ilgi çekici ve bilgilendirici. Ne de olsa Aristoteles’in Ruh Üzerine’si, Helenistik dönemden başlayarak Galenos fizyolojisinden tek tanrılı dinlerin teolojisine ve bilim felsefesine kadar muazzam bir alanda okunup tartışılmış bir metin. Ön sözünde Ömer Aygün’ün dediği gibi: “Bu kitap bir okuldur ve tartışmasını bilene okulun kapıları açıktır, çünkü bu kitap bir tartışmadır ve tartışma 2.400 yıldır sürüyor.” 192 SAYFA.
(CAN YAYINLARI)

Özkan Saçkan ile Günün Kitapları: 10 Haziran 2026
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter