Kürşad Yılmaz
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Sanatın dili olmalı

Sanatın dili olmalı

Bugün sanat üzerine konuşurken en çok unutulan şeylerden biri, sanatın öncelikle bir dil olduğudur.

Evet, bir dil…

Tıpkı sözcüklerle kurulan cümleler gibi, renklerle, çizgilerle, biçimlerle, seslerle ve boşluklarla kurulan bir dil.

Çünkü sanat yalnızca görmek için değil, anlamak için vardır.

Son yıllarda sanatın giderek daha fazla bir yatırım aracına, bir prestij nesnesine ya da sosyal çevrelerde sergilenen bir etikete dönüştürüldüğüne tanıklık ediyoruz. Eserlerden çok fiyatların konuşulduğu, sanatçılardan çok müzayede rakamlarının tartışıldığı bir çağdayız.

Oysa sanatın gerçek değeri satış fiyatında değil, söyleyebildiği sözde gizlidir.

Bir sanat eserinin milyonlarca dolar etmesi onu büyük sanat yapmaz. Büyük sanat, yüzyıllar sonra bile insan ruhuna dokunabilen sanattır.

Bu yüzden sanatın bir dili olmak zorundadır.

Çünkü dili olmayan sanat, yalnızca bir nesnedir.

İnsanlık tarihine baktığımızda en kalıcı eserlerin teknik ustalıklarından önce güçlü bir anlatım diline sahip olduklarını görürüz.

Mağara duvarlarına çizilen ilk bizon figürlerinden başlayarak sanat, insanların dünyayı anlama ve anlatma çabasının bir parçası olmuştur. O çizimler yalnızca hayvan resimleri değildi; korkuların, umutların, av ritüellerinin ve yaşam mücadelelerinin anlatımıydı.

Rönesans’a geldiğimizde, Leonardo da Vinci’nin eserlerinde yalnızca perspektif ustalığını değil, insan aklının sonsuz merakını görürüz. Michelangelo’nun mermerleri yalnızca taş değildir; insan iradesinin ve yaratıcı gücün anıtlarıdır.

Rembrandt’ın karanlıkla ışık arasındaki dengesi, insan ruhunun karmaşıklığını anlatır.

Vincent van Gogh’un fırça darbeleri ise yalnızca boya değildir; bir insanın iç dünyasının çığlığıdır.

Sanat tarihi boyunca büyük eserleri büyük yapan şey tam da budur: Konuşabilmeleri.

Belki de bu nedenle sanatın en güçlü dili bazen sessizlik olmuştur.

Picasso’nun ünlü eseri Guernica bunun en çarpıcı örneklerinden biridir. Resimde tek bir kelime yoktur. Fakat savaşın acısı, korkusu ve yıkımı milyonlarca insana onlarca kitaptan daha güçlü ulaşmıştır.

Çünkü gerçek sanat, açıklama istemez.

Hissettirir.

Düşündürür.

Rahatsız eder.

Sorgulatır.

Sanat felsefesinin önemli isimlerinden Tolstoy, sanatın insanların duygularını birbirlerine aktarma biçimi olduğunu söyler. Ona göre sanat, insanları ortak bir duygu etrafında buluşturabilme gücüne sahiptir.

Belki de bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey budur.

İnsanların birbirini dinlemediği, herkesin konuştuğu ama kimsenin anlamadığı bir çağda yaşıyoruz. Böyle zamanlarda sanat, kelimelerin başaramadığını başarabilir.

Bir tabloyla.

Bir şiirle.

Bir ezgiyle.

Bir heykelle…

Ancak bunun için sanatın bir şey söylemesi gerekir.

Ne yazık ki günümüzde bazen anlamsızlığın derinlik, karmaşıklığın ise değer sanıldığı bir anlayışla karşılaşıyoruz. Oysa anlaşılmaz olmak ile derin olmak aynı şey değildir.

Sanatçı izleyiciye her şeyi açıklamak zorunda değildir; fakat eserinin içinde bir düşünce, bir duygu, bir iz bırakmalıdır.

Çünkü sanatın görevi yalnızca göz doldurmak değildir.

Ruhu uyandırmaktır.

Toplumları dönüştüren eserler tam da bunu yapmıştır.

Francisco Goya savaşın vahşetini göstermiştir.

Diego Rivera emekçilerin hikâyesini anlatmıştır.

Nazım Hikmet şiirle vicdana seslenmiştir.

Yaşar Kemal romanlarıyla Anadolu’nun sesini dünyaya duyurmuştur.

Hepsi farklı disiplinlerde üretmiş olsalar da ortak bir özellikleri vardır:

Söyleyecek sözleri vardı.

Bugün de sanatın ihtiyacı olan şey tam olarak budur.

Teknik mükemmellikten önce anlam.

Gösterişten önce içerik.

Piyasadan önce vicdan.

Çünkü sanat, yalnızca duvarları süslemek için var olmadı hiçbir zaman.

İnsanı insana anlatmak için vardı.

Bir toplumun kültürel hafızası, estetik birikimi ve vicdanı sanatla şekillenir. Eğer sanat bu görevini terk eder ve yalnızca tüketilen bir nesneye dönüşürse, geriye parlak yüzeylerden başka bir şey kalmaz.

Sanatın dili olmalıdır.

İnsana dokunan, zamana direnen, hafızada yaşayan bir dil…

Çünkü gerçek sanatın sesi bazen bir çığlık, bazen bir fısıltıdır.

Ama mutlaka söyleyecek bir sözü vardır.

Sanatın dili olmalı
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter