İzmir’de bazı günler takvimden değil, havadan anlaşılır.
Deniz biraz daha başka kokar.
Sokaklar sabahın erken saatlerinden itibaren hafif bir telaşa uyanır.
Balkonlarda çaylar demlenir, sahil kahvaltılarında simit kırılır, peynirin yanına domatesin en kırmızısı konur. Bir yerlerden kahkaha yükselir; bir yerlerde eski bir türkü başlar. İşte o günlerden biridir Hıdırellez.
İzmir için Hıdırellez, yalnızca baharın yazla el sıkışması değildir.
Bir şehrin neşesini, umudunu, kalabalığını ve çocukluğunu aynı sofraya oturtmasıdır.
Kordon’da, Karşıyaka’da, Alsancak’ta, mahalle aralarında, balkonlarda, sahil kenarlarında insanlar sanki aynı cümlede buluşur:
“Yaz geliyor…”
Hıdırellez ateşleri yakılır.
Kimi dileğini yüreğine saklar, kimi bir kâğıda çizer, kimi denize fısıldar. Ateşin üzerinden atlanır; eski yükler, kırgınlıklar, içe çöken ağırlıklar sanki alevlerin sıcaklığında hafifler. Halk arasında “günahlar dökülür” denir ya, belki de insan o an kendine yeni bir sayfa açar.
Biyolojik açıdan baktığımızda da Hıdırellez, doğanın uyanış ritmine denk düşen çok güçlü bir semboldür. Toprak ısınır, bitkiler canlanır, böcekler hareketlenir, kuşların sesi çoğalır. Canlılar dünyasında görünmeyen bir hazırlık vardır. Doğa, kışın sessizliğini üzerinden çıkarır; ışığa, suya, çoğalmaya ve yaşama yönelir.
İnsan da doğanın bir parçasıdır.
Bu yüzden Hıdırellez’de içimizin kıpır kıpır olması tesadüf değildir. Güneşin uzayan ışığı, denizin ferahlığı, toprağın kokusu, çiçeklerin rengi insan ruhuna da dokunur. Biz fark etmesek de bedenimiz mevsimlerin dilini duyar.
İzmir’de Hıdırellez’in ayrı bir sıcaklığı vardır.
Sokaklar dolar, şarkılar türkülere karışır, insanlar el ele kol kola yürür. Bir balkon muhabbeti, bir sahil kahvaltısı, bir komşu gülümsemesi günün anlamını büyütür. Hıdırellez, biraz da birlikte olmanın adıdır. Aynı ateşin etrafında toplanmak, aynı şarkıya eşlik etmek, aynı dileğe inanmak…
Belki de bu yüzden Hıdırellez bize sadece eğlenmeyi değil, hatırlamayı da öğretir.
Doğayı hatırlamayı…
Birlikte yaşamayı hatırlamayı…
Umudun insanı nasıl iyileştirdiğini hatırlamayı…
Ama bugün Hıdırellez’i kutlarken bir şeyi daha düşünmeliyiz: İklim değişikliği, kuraklık, betonlaşma, denizlerin kirlenmesi ve ekosistemlerin zayıflaması; baharın neşesini de, yazın bereketini de tehdit ediyor. Eğer Hıdırellez doğanın uyanışıysa, bu uyanışa sahip çıkmak da bizim sorumluluğumuzdur.
Çünkü ateşten atlarken eski yüklerimizi bırakabiliriz; ama doğaya verdiğimiz zararları geride bırakmadan gerçek bir yenilenmeden söz edemeyiz.
Bu Hıdırellez’de dileğim şu olsun:
Daha temiz denizler, daha serin balkonlar, daha yeşil sokaklar, daha bereketli topraklar ve çocukların korkmadan koşabileceği bir gelecek…
İzmir’in tuz kokan rüzgârında, sahil kahvaltılarının neşesinde, balkonlardan yükselen kahkahalarda ve ateşin etrafında söylenen türkülerde yeniden hatırlayalım:
Doğa varsa bayram vardır.
Umut varsa Hıdırellez vardır.
Birlik varsa yaz daha güzel başlar.
